D vitamini, yapay üretilen mor ötesi ışık sayesinde 1919 yılında keşfedildi. Aynı durum iki yıl sonra normal güneş ışığı
radyasyonuyla kanıtlandı.
 
İnsanlar D vitamini ihtiyaçlarının çoğunu, güneş ışınlarına maruz kalan ciltleriyle karşılarlar. Bu nedenle D vitamini
aslında bir vitamin değildir. Sözlük anlamına göre vitaminler, vücudun kendi başına üretemediği fakat yaşamak için ihtiyaç
duyduğu ve bu nedenle de vücuda verilmesi gereken maddelerdir. Fakat D vitamininin ilk aşaması vücut tarafından üretilir.
Yani bizim için gerekli olan ve vücutta bulunan,  Provitamin 7- Dehidrokolesterol(D vitamini sentezinin başlangıç maddesi)
ile birleşmesi gereken “vitamin” güneş ışığıdır.
 
D3 vitamini tarihi sebeplerden dolayı vitamin olarak tanımlanır.
“VitaminD3” maddesi de aslında deney tüpüne kapatılan güneş ışığıdır.
 
Güneş ışınlarına (yeterli miktarda mor ötesi B ışığı mevcutsa birkaç dakika kadar kısa bir süre maruz kalındığında deri,
uzun süren ışınlama ile aynı miktarda  D3 vitamini üretir.
 
Kısa fakat yoğun bir şekilde mo rötesi B miktarı yüksek olan güneş ışınlarına maruz kalındığında, deride yoğun D3 vitamini
üretimi mümkündür.
 
               
Ozon Tabakasının İncelmesi ve Koruyucu Güneş Ürünleri
 
Ozon tabakası, atmosfere serbest bırakılan kimyasallar nedeniyle gün geçtikçe inceliyor fakat şimdiye kadar UVB ışınlarının
dünyanın en yoğun nüfuslu yerlerinde arttığına dair hiçbir kanıt yok. Antarktika üzerinde bulunan delik, Antarktika’da çalışan
insanlar için bir sorun teşkil ediyor olabilir, fakat ekvatora daha yakın yaşayan bizler için öyle değil. UV ışınlarının artması
nedeniyle ortaya çıkacak olan göz ve bağışıklık sistemi hastalıkları ve beklenilen çevre kirliliği henüz gerçekleşmedi. Yapılan
tüm araştırmaların sonucu açık ve net bir şekilde, İngiltere ve dünyanın diğer yerlerinde görülen cilt kanseri artışının gittikçe
incelen ozon tabakası nedeniyle olmadığını kanıtlıyor.
 
O zaman neden? 20.yüzyılda melanosit olmayan cilt tümörlerinde büyük bir artış görüldü. Sanayi ülkelerinde görülen bu artışın
nedeni insanların köyden şehre taşınmaları ve büro ve fabrikalarda çalışmaya başlamaları. Günümüzde zamanımızın çoğunu kapalı yerlerde
geçiriyoruz, her geçen gün daha az kalori yakıyoruz ve her zamankinden daha yağlı besleniyoruz. Beslenme şeklimizin kanseri tetiklediği
kuşkusuz ve cilt kanseri sorununun temelinde muhtemelen güneş ışığı değil de beslenmemiz yatıyor.
 
Aylarca güneş görmeden, kapalı alanlarda giysilerimizle zaman geçirdikten sonra güneşe ilk defa evden uzaklaşıp tatile gittiğimiz zaman
çıkarız. Cildimizi kızgın Akdeniz ya da Karayip güneşine karşı koruyan ve  normalde yavaş yavaş gelişmesi gereken pigmentasyon burada
söz konusu değildir. Kızgın ve yoğun güneş ışınları altında bir anda güneşlenmek doğal değildir ve çok tehlikelidir. Koruyucu güneş
ürünleri pigmentsiz cildi güneş yanığına karşı korurlar fakat sadece son çare olarak kullanılmalılar. Cilt, yoğun güneş ışığına karşı
kendi korumasını oluşturamadığı zaman bu tür ürünlere başvurulmalıdır. Güneş ışığına henüz alışık olmayan bir vücut en iyi şekilde
giysilerle, bir şapkayla veya uzun bir öğle uykusuyla korunur.
 
Dengelenemeyen D Vitamini Eksikliğine Ne Kadar Sık Rastlanıyor?
 
Avrupa’nın kuzeyinde ve Amerika’da çok fazla yaşlı insan D vitamini eksikliği ile yaşıyor. Kısa süre önce yapılan bir araştırmaya göre
70 yaşının üzerinde olan kişilerin üçte biri kış aylarında bu sorunu yaşıyorlar. 1995 yılında tıp dergisi Lancet’te yayımlanan bir
makaleye göre; bilim adamları, on bir farklı Avrupa ülkesinden 824 yaşlı deneğin kanındaki D vitamini oranını ölçtüler. Bunun sonucunda,
erkeklerin %36’sında ve kadınların neredeyse yarısında D vitamini eksikliği olduğunu tespit ettiler. D vitamini alanların ya da yapay UV
radyasyonuna maruz kalanların D vitamini seviyeleri tatmin ediciydi. En düşük değerler, daha sıcak olan güney ülkelerinde yaşayan
insanlarda görüldü. Yapılan diğer araştırmalara
göre, böyle ülkelerde adet olduğu için güneşten korunmak amacıyla giysi giyen insanlarda da dengesiz bir eksiklik tespit edildi. Yaşlı
insanlar çoğu zaman evlerinden  ya da huzur veya bakım evlerindeki odalarından dışarı çıkamıyor ve dolayısıyla güneşten uzak kalıyorlar.
Güneş ışığının eksikliğini kapatmak için D vitamini almıyor ve kalsiyum ağırlıklı beslenmiyorlarsa, kemiklerinin kırılma ya da herhangi
bir kemik hastalığına yakalanma riskleri ciddi bir şekilde artıyor. Yapılan en yeni araştırmalardan bazıları; güneş ışığına çıkamayan yaşlı
insanların, günde 800 İU D vitamini almasını tavsiye ediyor. Sadece birkaç hafta kapalı alanlarda kaldıkları zaman bile bu miktarı almaları
öneriliyor, çünkü dengeleyebilmek için yeterince
rezerv yoksa  güneş ışığı eksikliği kendini hemen gösterebiliyor.
 
Ozon Tabakası Hakkında
 
Antarktik ozon deliğinin yakınlarındaki en büyük Güney Amerika şehri Şili’nin güneyinde bulunan Punta Arenas. Karşıt görüşlü raporlara rağmen
şimdiye kadar Punta Arenas’ta ozon tabakasının incelmesi ile bağlantılı olarak hiçbir sağlık sorunu yaşanmadı. Amerika Kamu Sağlığı Dergisi’nin
(American journal of public health) 1995 raporlarına göre ultraviyole radyasyonun ölçümleri; artışın, herhangi önceden belirlenebilir bir etki
yaratmak için fazla düşük olduğunu kanıtladı. Avrupa Bilim ve Çevre Forumları’nın bir yazısı, ozon deliği ile ilgili genel görüşü sorguluyor ve
bilim adamları ve medyanın tahminlerinin kanıtlanmadığını ileri sürüyor. Eğer bu görüşler doğruysa ve ozon tabakasındaki delik sadece üst
atmosferin ilkbahar aylarında geçici olarak incelmesiyse; insanlarda, ultraviyole radyasyonun daha tehlikeli olması gerekçesiyle oluşan korkular
yersiz.
 
İngiliz Kanser Dergisi’nde (British Journal of Cancer) yayımlanan; cilt kanseri, güneş ışınları ve incelen ozon tabakasının ilişkisini konu alan
bir yazı, malign (kötü huylu) melanomların 1957 ve 1984 yılları arasında Norveç’te yaşayan erkeklerde %350, kadınlarda ise %440 oranında bir artış
gösterdiğini kanıtladı. Bu dönemde, ne Norveç üzerindeki ozon konsantrasyonu ne de oradaki ultraviyole radyasyon artış gösterdi.
Şili’de ultraviyole radyasyon nedeniyle gri katarakt görülen koyunlar ile ilgili korku hikayeleri bilimsel yazılar tarafından onay almadı. Daha
sonra koyunların enfeksiyon sonucu hastalandıkları ortaya çıktı. Güneş ışığının hiçbir ilgisi yoktu. Ozon tabakasının incelmesi ve güneşlenme ile
ilgili birçok yanlış bilginin dolandığı doğru. Ozon tabakasının incelmesi bir gün büyük bir sorun haline gelirse, o zaman sadece ozon tabakası
değiştiği için kansere yakalanan insanlar olabilir. Fakat şu anda önemli olan dikkatini sadece dünyanın üst atmosferine vermek ve bütün suçu
güneşe atmak değil, onun yerine cilt kanserinin gerçek sebeplerini araştırmak ve insanlara sağlıklı güneş banyoları tavsiye etmek. Beslenme ve
yaşam tarzı; kanserin oluşumunu, kabul edildiğinden çok daha ciddi bir şekilde etkiliyor. Aynı şey, ozon tabakasının incelmesi nedeniyle artış
gösterdiği düşünülen başka bir hastalık için daha geçerli: Yaşlılık kataraktı.
 
O zaman neden? 20.yüzyılda melanosit olmayan cilt tümörlerinde büyük bir artış görüldü.
Sanayi ülkelerinde görülen bu artışın nedeni insanların köyden şehre taşınmaları ve büro ve fabrikalarda çalışmaya başlamaları. Günümüzde
zamanımızın çoğunu kapalı yerlerde geçiriyoruz, her geçen gün daha az kalori yakıyoruz ve her zamankinden daha yağlı besleniyoruz. Beslenme
şeklimizin kanseri tetiklediği kuşkusuz ve cilt kanseri sorununun temelinde muhtemelen güneş ışığı değil de beslenmemiz yatıyor.
 
Aylarca güneş görmeden, kapalı alanlarda giysilerimizle zaman geçirdikten sonra güneşe ilk defa evden uzaklaşıp tatile gittiğimiz zaman çıkarız.
Cildimizi kızgın Akdeniz ya da Karayip güneşine karşı koruyan ve  normalde yavaş yavaş gelişmesi gereken pigmentasyon burada söz konusu değildir.
Kızgın ve yoğun güneş ışınları altında bir anda güneşlenmek doğal değildir ve çok tehlikelidir.
 
Eczacılık Bilimi İktidarda
 
Tıp alanında elde edilen önemli başarılar, güneşin birçok hastalıkta başarılı olan ve tutulan bir terapi yöntemi olarak batmasına neden oldu.
İlk adımı 1928 yılında keşfedilen penisilin attı. Penisilin ve diğer mucizevi ilaçların başarısı, eczacılık çağının habercisi oldu ve milyonlarca
insanın hayatını kurtardı. Fakat bu aynı zamanda, karşılaştırıldığı zaman daha tuhaf ve modası geçmiş gibi görünen ışık terapisi ve fotobiyoloji
gibi disiplinlerin çöküşünü hızlandırdı. Ve kısa zaman sonra herkes, insanların yakalandığı çoğu hastalığın iyileştirilmesi ve önlenmesi için yapay
ilaçların, doğanın sunduğundan çok daha etkili bir tedavi yöntemi olduğuna inandı. Günümüzde hala hüküm süren bir inanç.
 
Güneş Tedavisi
 
1985 yılında Hayatın Kapısını Çalmak ve Çin’de Uygulanan başka Tedavi Yöntemleri: Çin Cumhuriyeti Vatandaşlarının Resmi Alıştırma Kitabı
(Knocking at the Gate of Life and other Healing Exercises from China: The Official Exercise Book of the People’s Republic of China) başlığıyla
yayımlanan kitap, güneş tedavisinin çok daha farklı hastalıkları da iyileştirdiğini savunuyor. Örneğin; akciğer tüberkülozu, depresyon, kalp hastalıkları,
artrit, raşitizm ve kronik enterit (ince bağırsak iltihabı). Kitapta tavsiye edilenler batıda uygulanan güneş tedavisi ile birebir tutuyor. Fakat Çinliler
güneş enerjisini daha akıllıca kullanıyorlar ve bu da yaşlanınca sağlığı olumlu etkiliyor gibi görünüyor. Bunu anlamak için, geleneksel Çin tıbbı ve tedavi
yöntemlerinin felsefesi konusunda biraz bilgi sahibi olmak gerekir.
İmhotep Hakkında
 
İmhotep ( özellikle MÖ 2980-2950 yıllarında etkiliydi) tıp, mimari ve güneşe tapma arasındaki bağlantıyı simgeler. İmhotep tarihte bilinen ilk doktor ve
dünyanın en büyük mimarlarından biriydi. İlk Mısır piramidinin ve Mısır güneş Tanrısı Horus’un tapınağının inşaatını denetlemiştir.
 
Fastfood Kültürü
 
Gelişmekte olan ülkelerde başlıca gıda; et ve yağ yerine,tüm kanser türlerini %40’a kadar önleyebilecekleri söylenen kepekli ürünler, sebze, meyve, makarna ve
baklagillerden oluşuyor. Dünyanın her yerinde bulunan fastfood zincirleri ve batılı gıda konsernleri, sağlıklı beslenme şeklinin kuyusunu kazıyorlar.

 Ürünlerimiz

Hayatınızda D Vitamini Kavramını Düzeltin

  • Facebook Basic Black
  • Instagram Basic Black
  • Twitter Basic Black

© 2023 by elle Model Agency.